Ben de Senin - Muzaffer İzgü




Ben de Senin


Geçenlerde bir aydınlar toplantısında bulundum. Arkadaşlar, bizim ulusun, niçin küfürbaz bir ulus olduğu üzerinde söyleşiyorlardı. Bir arkadaş: — Efendim, affınıza sığınarak, size olmuş bir olayı anlatayım, dedi. Adamın kafası kızmış, tutmuş îngilize, çok çok affedersiniz ana avrat sövmüş, ay ne ayıp. İngilize çevirmişler, demişler ki, "İşte bu Türk senin ananı avradını şöyle şöyle edecekmiş." İngiliz gözlerini şaşkınlıktan iri iri ayırmış, bir Türk’e bakmış, bir uzaklara, bir Türk’e bakmış bir uzaklara, "Nasıl olur bu iş, demiş, benim karım, benim, annem tâ İngiltere’de, bu adam oralara gidecek de, benim karımı annemi bulacak da, aman olacak şey değil, olanaksız." İngiliz, olmaz anlamında başını üç beş kez sallamış, ama Türk dayatmış, "Ben senin ananı avradını şaparım" diye. Sonunda İngiliz yanından çekmiş gitmiş. Şayet bu adamın karşısındaki bir İngiliz olmasaydı da Türk olsaydı? Çok kibar biri: — Efendim, dedi, derhal o da ona söverdi. — Niçin? diye başka biri daha çok incelikle sordu. Yanıtladı beriki: — Efendim çünkü başka yapacağı bir şey yoktur. Olanaklar ancak sövmeye elverişli olduğundan salt sövebilir. Şayet sövmezse oradakiler yanında aşağılanmış sayılır, onun için sövmek zorundadır. Ama şuraya bir çıkarma yapmak isterim ki aydınlar arasında tâbi böyle bir şey söz konusu olamaz. İpek kıravatlı biri: — Efendim, dedi, geri kalmış uluslarda kadınlar daima aşağılanmıştır. Aşağılandıkları için küfür denir denmez, hemen kadınlar akla gelmektedir. Niçin küfreden biri, "Senin babanı dedeni şöyle şöyle yaparım, demez de, ananı avradını, der? Bu nokta üzerinde durmanızı rica ederim. Kadın sövülerek de sömürülmektedir geri kalmış ülkelerde. Hattâ ben bir kezinde gözlerimle gördüm, gözlerimle tanık oldum. Birisi birine karısının yanında sövüyordu, hem de kadının gözlerinin içine baka baka, "Senin karını şöyle şöyle yaparım" diyordu. Adam çok sinirlendi, ötekinin yakasını tuttu: "Ben de senin avradını şöyle şöyle yaparım" dedi. Efendim, bir otobüs durağında tüm halkın gözlerinin önünde oluyordu bu olay. Bu kez öteki adam, bir daha kadının gözlerinin içine bakarak, adama, "Senin avradını şöyle şöyle yaparım", dedi. Kadının kocası da, "Ben de senin avradını..." diyerek adamın yakasına yapıştı. Burada noldu biliyor musunuz, kadın araya girdi, kocasına. "Sen deli misin, bana ne yapabilir o?" diye bağırdı. Ama kadının kocası, öyle bir bağırış bağırdı ki, "O sana birşey yapamaz, ama, ben onun karısını şaparım dedi. Kadının kendi namusu ortaya atıldığı halde kocasını kurtarmak için hiç kızmamış göründü. Ayrıca, kendi kocası başka kadınla ilgi kuracağı için de hiç kıskanmadı. Ve böylece kadın, bir durak insanın önünde aşağılanmış oldu. Ama öteki kadınlar kadına, "Bravo, bir cinayeti önledin" dediler. Oysa ki oradaki kadınlar da aşağılanmışlardı, bunun farkında değildiler. Gözlüklü biri: — Beyefendiye canı gönülden katılıyorum, dedi. Ama salt kadınlar mı ki? Geri kalmış uluslarda bir güçlüler vardır, bir de güçsüzler. Güçlüler azdır, güçsüzler çoktur. İşte bu güçsüzler haklarını alamayınca küfrederler. örneğin, güçlü adalet önünde haklı çıkar, güçsüz haksız çıkar. Güçsüz o zaman ne yapar, çıkar çıkmaz başlar küfretmeğe. Karakolda dayağı yer, eve gelir, başlar evde kendini dövenlere sövüp saymağa... Hı, patrondan hakkını alamaz, patronun yüzüne karşı sövse, işten derhal atılacağını bilir. Onun için akşam bekler, eve gelince geçer pencerenin önüne, pencerenin pervazını patron yerine koyar, affedersiniz, ana avrat dümdüz gider. Hastası hastane kapılarında sürünür, yatıramaz, koyar arabanın içine, eve dönüşünde başlar başdoktorun dan hademesine dek küfretmeğe. Şoför de, "Açılırsın, et âbi et, diye ona yardım ettiği gibi, bir kezinde ben bu anasını avradını şaptıklarımın eline düşmüştüm de" diyerek söze girişir. Getirir konuyu kendi arabasına, parçacıya söver, trafiğe söver, kendine ceza yazanlara söver, hattâ kapıyı hızlı kapatanlara söver. — Çok yakında, dedi alnı kabak biri, bir baba gördüm, çocuğunu ön kayıtla bir yere yazdırmış, listeler asılmış, çocuğunun adı yok. Ama orada başladı hemen ana avrat sövmeğe. — Kime sövüyordu? diye sordular. — Bilmiyorum, dedi alnı kabak adam, yalnız baba, "Benim çocuğumu açıkta bırakanların anasını avradını!" diye ver ediyordu küfrü. Yüzü tombul biri: — O günü postaneye mektup atmağa gitmiştim. Adamın biri Erzurum’u aramış telefonla, dört buçuk saat olmuş, hâlâ Erzurum çıkmamış, telefon kabinesine bakıp bakıp ana avrat sövüyordu. Aman ne küfür, telefonun ahizesinden başlıyor sövmeye, teline, numarasına, telefon direklerine, fincanlarına ver ediyordu küfrü. Aslında ne denli ayıp değil mi? — Ya öyle, dedi ötekiler. — Efendim, dedi sakallı biri, geçenlerde en ilgincini yağmur yağarken durakta gördüm. Hiç tahmin etmezsiniz, yaşlı başlı adamın biri, otobüsler zıngazınk dolu geçmeğe başlayınca, çıkıverdi orta yere başladı küfretmeğe. Ben iki elle küfredildiğini orada gördüm. Aman efendim ne ayıp ne ayıp, adam küfretmiyor, sanki küfür dansı yapıyordu. Yolun ortasında bir trafik polisi gibi duruyor, ama elleriyle kollarıyla kalaylıyordu boyuna. Kadınlar utanmadılar bu küfürlerden, hep birden adamın haklı olduğuna ilişkin baş salladılar. Erkeklerden bir bölümü adamın yanıa giderek, onlar da koro halinde birlikte küfre başladılar. Az sonra bu koro rahatlamış olarak durağın altına geçti. Bir süre beklediler. Dayanma güçleri bitince, yine koro başı olan yaşlı adam yola çıktı, otobüslerin geldiği yola bakarak ana avrat başladı sövmeğe, ötekiler de onun yanına gittiler, hep birden sövdüler, kadınlar yine baş salladılar. Bu durum tam üç kez yinelendi. Otobüslerde geç zaman yer bulunamayınca küfür korosu söverek, her biri bir yana dağıldı gitti. Sarışın biri: — Yâni efendim, ben naçizane şunu anlıyorum, dedi; arkadaşlar, halkımızı olayların küfürbaz yaptığını söylemek istiyorlar, öyle değil mi? — Evet, dedi on’a yakın ağız. Denetmen kılıklı biri: — Efendim, dedi, pekiyi o zaman size ben şunu sorayım. Ülkemizde hiçbir olay olmasa, acaba halkımız hiç sövmeyecek mi? Mırıltılar oldu. Denetmen kılıklı adam: — Söver, dedi. Bizde sövgü bazan övgüdür de. örneğin, çok iyi oynayan bir futbolcu için taraftarı şöyle bağırıyordu: "Atar golü anasını avradını şaptığım öyle atar kİ işte böyle lark diye atar." insanın akıllısının bile bu şekilde övüldüğünü duydum, "Anasını avradını şaptığımın adamı öyle akıllı ki arkadaş", diye. Demem şu ki, bizde sövgü biraz da övgüdür. — Olabilir, dedi biri. Ama ben şunu söylemek isterim ki, bir ülkede şayet tüm şeyler şansa kalmışsa, o ülkede rahat rahat şu küfrü duyabilirsiniz. "Ben böyle şansın anasını avradını..." Düzene akıl erdiremeyen işi şansa bağlar. Şansın aslında düzen olduğunun farkında değildir. Şansa söverken bilinçsiz olarak düzene söver. Babadan şansa söven duyar, dayıdan duyar, az sonra düzenin şamarını yedi miydi, başlar kendisi de şansa sövmeğe. — Affedersiniz, dedi ince uzun biri, ben psikologum. Şunu diyorum ki, şayet ulusumuzda bu sövme karakteri olmasaydı, çoktan büyük patlamalar olurdu ülkemizde. Halkımız söverek rahatlamakta, böylece büyük patlamaların önüne geçilmekte. Bu da bilinçli olarak yapılmaktadır. Örneğin, her akşam televizyonda, radyoda söylenen siyasi sözler bilinçlidir. Televizyonu izleyen, radyoyu dinleyen halk bu sözleri duyacak, ondan sonra hop oturup, hop kalkarak küfretmeğe başlayacak. Denetmen kılıklı: — Yâni arkadaş, dedi, televizyondaki, radyodaki o siyasi konuşmaları yapanlar, halk kendilerine küfür etsin diye mi oraya çıkıyor, o sözleri söylüyorlar? — Elbette, dedi psikolog. Büyük patlamaların önüne geçerek günlerini gün etmek için hergün bir kişi görev alarak orada bir şeyler geveliyor. Halkın zaten şurasına gelmiş, ha patladı, ha patlayacak, işte o sözler, o gözler, o kaş göz oynatmalar, subabın açılmasına neden oluyor, halk o kaşı gözü, o dili sözü görünce başlıyor küfretmeğe. Denetmen kılıklı adam: — Katılmıyorum, size, dedi. Yâni oraya çıkanlar kendilerine küfrettirmek için mi çıkıyorlar. — Elbette, dedi psikolog. — Yanılıyorsunuz, dedi denetmen kılıklı adam. — Yanılmıyorum, diye sesi az fazla çıktı psikologun. Oraya kendilerine sövdürmek için çıkıyorlar. Toplumun subaplarını açmak için. — Hayır, diye bağırdı denetmen. — Doğru! diye başka biri ilerden atılarak geldi denetmenin yanma. Bağırdı: Sen ne söylüyorsun beyefendi? Oradaki konuşmalara sövülmez de ne yapılır? — Sen de mi? dedi denetmen, sen de mi sövüyorsun ha? — Sövüyorum, nolmuş yâni? dedi adam. — Sövemezsin beyefendi. — Söverim lan beyefendi, anladın mı söverim. — Sövemezsin. — Ulan sana da söverim! Denetmen kalktı, o ilerden atılıp gelen adamın yakasına yapıştı: — Hele söv de göreyim... Bir ses duyuldu: — Ayıptır lan beyefendiler, hiç size yakışır mı? Kibar kibar hıyarlarsınız, şey yâni insanlarsınız, sövmek size yakışır mı? Denetmen adamın yakasını tutmuş, illâ ki rahatlamak için bağırıyordu: — Söv hadi söv, söv de göreyim. — Bak söverim beyefendi, beni buna zorunlu koyma. — Söv lan, söv de göreyim, senin... — Ulan ben de senin ananı avradını soyunu sopunu, susamdan ufağını, darıdan büyüğünü, eccini ceddini, nineni, ninenin ninesini...... Sesler duyuldu: — Haklı!... — Haksız!... — Lan ben haksız diyenin tâ anasını avradını... — Ona haklı diyenin bacısını teyzesini... On beş dakika bu çok kibar insanlar birbirlerine sövüp saydılar. Ondan sonra rahatlayıp birer sigara yaktılar. En son olarak benim fikrimi sordular. — Beyfendi siz ne dersiniz? Ne diyeyim: — Ulan hepinizin anasını avradını...... dedim. Burda lâftan başka bir şey ürettiğiniz yok.

5 görüntüleme